Manifest

Ara butonu çalışmıyor enter'a basın...

Yükleniyor...
اورخان برنت نام ياظار ديدو تاحارى اىتو چىزگو رومان اىچون

Arama Butonu

Ara butonu çalışmıyor, aranacak kelimeleri girdikten sonra enter tuşuna basınız. (example: yılmaz özdil + enter)

24 Mayıs 2012 Perşembe

Spectre of the Gun 2

Bir önceki bölümden devam:
İlk bölüm için: http://berentorhan.blogspot.com/2012/04/spectre-of-gun-last-gunfight.html

Kaptan Kirk ekibiyle bara giriyor.

Salona girerler. (Yani meyhaneye. Bunu western terminolojisini bilmeyenler içün izah ediyorum) Burada onları tanıyanlar mevcuttur. Herkes, "Ooo Clanton'lar gelmiş" der. Ancak deminki mücadelenin katili de vardır mekanda. Ve ayrıca tatlı bir sürpriz, bir kadın Çehov'a sarılır ve onu dudaklarından öper. "Billy, sevgilim," der, "seni şehirden kovamayacaklarını biliyordum." Çehov halinden memnundur. Kaptan müdahale eder ama Çehov, "Kaptan, 'gittiğimiz gezegenlerdeki yerlilerle samimi ilişkiler kurun' diyen siz değil miydiniz?" der.

Mr. Çehov ve barda karşılaştığı kadın.

Kirk etrafına göz gezdirdiğinde demin ki olayın müsebbibi şahsı görür. Bu Morgan Earp'dır. Uzun uzun ona bakar, salonda elektrikli bir hava esmektedir. Bir masaya oturular ve durum tesbiti yaparlar. (Bu macerada sürekli durum tesbiti yapmaları gerekmektedir. Bunu bir kez daha belirtme ihtiyacı duydum.) Tarihe göre OK Corral'da Earp'lar kazanacak Clanton'lar kaybedecekti. Fakat çevresindekiler kendilerini (yani Kaptan Kirk ve arkadaşlarını) nasıl Clanton olarak algılıyordu, bunu kontrol etmek isterler. Kirk yerinden kalkarak barmenin yanına gider ve şöyle der. "Bak bana kimim ben?"

Earp biraderlerden bir tanesi. Wyat Earp olmalı.

Barmen şöyle bir cevapla Kirk'e mukabelede bulunur: "Ike Clanton'sun tabii ki." Kirk durumu izah etmek için konuşmaya başlar. "Ben yıldız gemisi Atılgan'ın kaptanı James Kirk'üm. Aslında burada değiliz, gerçekte doğmadık bile." Tepki şaşırtıcı olur. Cümle salon kahkahadan kırılıyordur. Eşhastan birisi latife yapar hatta. "Doğduğuna bin pişman!" Kirk üniformalarını işaret ederek, giysilerinin bile onlardan (yani meyhanede toplanmış ahaliden) değişik olduğunu söyler. Ancak salondakilere bu hiç bir şey ifade etmemektedir. Madem ki bu senaryo Melkotlara aitti ve madem ki onlar ölecekti, üniforma gibi ayrıntıların önemi yoktu.

Barmen, Kirk'ün söylediklerine gülerken.

Kirk bunun üzerine görüşmek için Earp biraderlerin olduğu yere gider. Halbuki James Blish'in hikayesinde böyle bir durum yoktur. Memleketimizde Altın Kitaplar'ın bastığı Uzay Yolu külliyatının "Uzayda Aşk" adlı cildinin 3. serüveninde bu vaka daha başka türlü anlatılır. Sadece Dr Mccoy, Doc Holliday ile görüşecektir. Gerçi CBS'nin çektiği episodda da Mccoy, Holliday ile görüşür, istişarede bulunur velakin arada farklar vardır. O kısımda (yani ilerleyen günlerde benim anlatacaklarımda)  her teferruatı ile işlenecektir işbu fark.

Kaptan Kirk şerifin ofisine gider ve durumu anlatır.

Hülasa, burada iki ayrı hikaye anlatmak durumundayım. Birincisi James Blish'in kitabındaki hikaye diğeri ise televizyon için çekilen bölüm. Televizyon için çekilen bölümde Kirk, Earp biraderleri ziyaret eder ve onlara yaptıklarının manasız olduğunu söyler. Bir hal çaresi düşünüyordur. Ancak karşısındaki angutlar bunu idrak edecek düzeyde değildir. (Elbette ki onlar Melkotların kuklalarıdır.)

Morgan Earp kıl kıl bakarken. Hay tipine senin.

Devam edecek.......

10 Mayıs 2012 Perşembe

Alsancak Garı ve Atölyesi

Alsancak Gar havzasında yürüyüş. Foto: Orhan Berent

Bugün kadim dostum Sıtkı Kırıktaş'ı bir kere daha ziyarete gittim. Bu sefer Alsancak atölyede aylardır duran buharlıyı da fotoğraflayacaktım. Saat 12 gibi revizörlük kısmına intikal ettiğimde revizörler yemek paydosu hazırlığı yapıyordu. Sıtkı elindeki işi tamamladığında bana bir tane demiryolcu yeleği bulup giydirdi. Böylece fahri demiryolculuktan hakiki demiryolculuğa terfi etmiş oldum. Demiryolu işçilerinin giydiği o yeleği bütün ziyaretim boyunca gururla taşıdım.

Alsancak atölyedeki TCDD 56511 Kriegslok buharlı lokomotif. Foto: Orhan Berent

Biz 4. yolun oradan çıkmadan evvel bir DE22000'lik peronda duruyordu. Platformun nihayetinden yola inip havzaya hareket ettiğimizde o da gar binasından çıktı ve yanımızdan manevra sahasına doğru ierlemeye başladı. Biz atölye hizasına hasıl olduğumuzda o bizi çoktan geçmişti. Bu arada sol tarafımızdan da İzban trafiği aktığından kesilmemek için pür dikkat yürüyorduk. Bir CAF elektrikli dizisi havza çıkışına doğru hareketlenince onun geçmesini bekledik ve atölye girişinden yemekhanenin olduğu mevkiye intikal ettik. (Birinci levha)

Hilal tarafından gelen bir Rotem seti Alsancak havzaya girmeden hemen önce. Foto: Orhan Berent

Sıtkı yemek yerken ben de dışarıyı inceleyip sigara içtim. Gara gelmeden evvel ağır bir kahvaltı taam ettiğimden boğazıma kadar toktum. Biraz etrafı dolaştım ve İngilizlerden kalma binaları inceledim. Biraz ötede tüm ihtişamıyla Altay Alsancak Stadı'nın tribünleri yükseliyordu. Allah bizi mabedimizden ayrı düşürmesin. 35 senedir nice maçlar seyrettim orada. Altay, Göztepe, Karşıyaka, Altınordu, İzmirspor ve daha niceleri. Yeşilova'lar, İzmir Demirspor'lar, Ülküspor'lar. Bu stadyum birinci dereceden sit alanı ilan edilmeli. Eğer bu memlekette tarihe ehemmiyet verildiği söyleniyorsa...

Alsancak havzada ilerleyen Rotem bir CAF seti ile buluşuyor. Foto: Orhan Berent

Sıtkı öğle yemeğini taam eyledikten sonra beraberce mıntıkanın Hilal kısmına doğru olan çıkışına zuhur ettik. Orada TCDD 56511 plaket nümerolu buharlı lokomotif aylardır öylece duruyordu. Bu makine tıpkı TCDD 56548 gibi BR52 tipinde bir Kriegslok. Netten edindiğim bilgilere göre bu lokomotif Uşak Depoda muhafaza ediliyordu. Mamafih birkaç aydan beri de Alsancak Atölyede duruyordu. Ne zamandır görüntülemek istiyordum ancak bugüne nasip olmuştu.

CAF seti Alsancak havzayı terketmek üzere. Foto: Orhan Berent

Sıtkı makinenin faal vaziyette olmadığını ve biyellerin sökük durumda olup telle birbirine bağlanmış olduğunu ifade etti. Ben makinenin birkaç fotosunu çektikten sonra çıkışa doğru ilerledim. Kapı açıktı. Bir dakika sonra bir Rotem Alsancak havzaya girdi. Onun fotoğrafını çektikten sonra ben de çıkış kapısına ilerledim ve havzaya girdim. Sol taraftan bir CAF geliyordu. Onun da fotosunu çektim. Yanımızdan hızlı bir şekilde geçip Mortake'ye doğru seyrediyordu. Burada işimiz bitmişti. Yavaş yavaş atölyenin içinden gar binasına doğru avdet etmek üzere yürüdük.

Alsancak atölyedeki eski yuvarlak binanın duvar bakiyesi. Foto: Orhan Berent

Döner köprünün oraya geldiğimizde üzerinden geçtik. Sıtkı döner köprünün yükseltilmiş olduğunu işaret etti. Hakikaten de öyleydi. Halbuki 2006 ziyaretimde zeminle birdi ve döner köprü kullanılıyordu. Bu yükseltme ameliyle döner köprü gayrı faal vaziyete gelmişti. Köprüyü geçtikten sonra yandaki duvar bakiyesinin fotoğrafını çektim. İngilizler zamanında döner köprü kapalı bir sahaydı ve yuvarlak ya da oktagonal bir bina onu çeviriyordu. Benim çektiğim foto bu duvarın enkazından kalan yegane bakiyeydi.

Alsancak Stadı kale arkası ve demiryolu tesisleri. Foto: Orhan Berent

İngilizler tarafından inşa edilmiş ve burada bir şekilde sağlam kalmış binalardan biri bizim Altay Alsancak Stadı'nın kale arkasını görüyor. Sıtkı bana eski senelerde onun damında bir çok maç seyrettiklerini söyledi. Hatta bir Bursaspor maçında balkondaki misafir Bursalı taraftarlarla atıştıklarını da. Gerçekten Alsancak Stadı enteresan bir yapı. Bir tarafında cadde ve bina, diğer tarafında da duvar ve TCDD atölyesi mevcut. Duvarın belli bir kısmından sonra da Tariş'in Üzüm depoları var. Eskiden üzüm deposu tarafında kavak ağaçları vardı. Sonradan bunlar kesildi. Keza bizim üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi binasının olduğu bahçede de açık tribünün arkasından yükselen kavak ağaçları vardı. Onlar da zamanla heder edildi.

Alsancak Stadı ve İzban peronları. Foto: Orhan Berent

Filhakika atölyeyi kışın ziyaret etmek lazımdı. 2006 yılında buraya intikal ettiğimde Şubat ayıydı ve her taraf yemyeşildi. http://berentorhan.blogspot.com/2006/02/alsancak-atolye-ve-sundurmas.html Halihazırda sıcağın etkisiyle otlar kavruk ve sarı. Bazı yerlerde de kahverengi. 1980 ile 1989 arasında zaman zaman Tariş'te mevsimlik işçi olarak çalıştım. Benim yolum atölyenin içinden geçerdi. Gara bakan kapıdan girer, atölyeyi boydan boya geçip, matbaa kapısına gelmeden fidanlık yoluna sapar ve incir deposu istikametine giderdim. Normal yolu 3 kat daha azaltıyordum böylelikle. 1981 yılında bir ara askeri idare zamanında atölye yabancılara kapatıldı. Sonraki senelerde 1983'te tekrar açıldı. O zamanlar TCDD 3. Bölge dizel lokomotif kıtlığında banliyöleri tekrar buharlıya rücu ettirmişti. Kreigloksların altın çağıydı o zamanlar. Alsancak-Buca-Seydiköy ve Basmane-Bornova seferleri o lokomotiflerle teşkil edilirdi. Sair manada 3. bölgede dingil basıncı hafif 44000'lik G8'lerin yerini almıştı BR52'ler.

İZBAN merkezi yeni binaya eski binadan bir bakış. Foto: Orhan Berent

Sıtkı'yla gara avdetimizde taze demlenmiş çay içtik. Bir ara kenarda duran bir merdivenden 4. yolun kenarındaki ilave binaların üzerine çıktık. İngilizlerin zamanında 4. yolun kemerlerinin de arası münhaldi. Takip eden senelerde buraları dolduruldu ve revizör odası kabilinden ufak bölmeler ilave edildi.

Alsancak Garı 4.yoldan peron çıkışına bir bakış. Foto: Orhan Berent

Not: Havza, atölye ve gar sahalarındaki tüm geziler, TCDD personelinin paydos saatinde ve tüm emniyet tedbirleri alınarak onların işini aksatmayacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Tüm gezi ve fotoğraflamalar için önceden TCDD 3. Bölge Müdürlüğü'nden müsade alınmış ve 03.10.2011 tarihli B.11.2.DDY.1.03.00.03/311-08/107.140 sayılı Bölge Müdür Muavini sayın Selim Koçbay'ın tasdik ettiği vesikaya istinaden işbu etkinlikler gerçekleştirilmiştir.

Alsancak Garı peronlarına bir bakış. Foto: Orhan Berent

4 Mayıs 2012 Cuma

Alsancak Garı

Alsancak 4. yoldan gar dışına doğru bir bakış. Foto: Orhan Berent

Kadim dostum Sıtkı Kırıktaş'la uzun süredir görüşmemiştim. Uzun zamandır çalıştığı Biçerova'dan Alsancak'a tayin olup Nisan sonlarında vazifeye başladığını duyunca, dün onu ziyaret etmeye karar verdim. İZBAN peronlarının oradan atölyeye girdiğimde kapıdaki görevliye sorduğumda depoya bakmamı söyledi. Fakat vagon revizörlerinin bir de gar içinde yerleri olduğunu söyleyince tereddüt ettim. Ancak atölyeye kadar gelmişken depoya bakmamak olmazdı. Nitekim depoya gittiğimde yolcu vagonu revizörlüğünde mesai yaptığını söylediler. Gerisin geri gara döndüm. Bandırma treni gelmişti. Gelen katarın vagonlarında kontrol ve ufak tefek tamir işlerine bakıyorlardı. Ondan sonra tren Halkapınar depoya dönüp vagon yıkama atölyesine girecekti. Bir ara açık duran vagonların kapısından biri indi. Bu Sıtkıydı.

2005 yılından beri tanırım Sıtkı'yı. Alsancak orta makasta tren teşkil memurlarıyla ilk tanışmamızda görmüştük Sıtkıyı. O zamanlar başta Şafak Aktaş olmak üzere bir çok genç arkadaşımızla İzmir demiryollarını dolaşıyor, fotoğraf çekip, izlenimlerimizi kaleme alıyorduk. Mesleğini seven bilinçli bir emekçi kardeşimizdi. Fakat Sıtkı geçen yıl bir kaza geçirmişti. Ayak sinirleri tahrip olmuş ve birkaç ay tedavi olmuştu. Bu yıllar sonra ilk görüşmemiz olacaktı.

Sıtkı vagonlardaki kontrolünü bitirdikten sonra yanıma geldi. Alsancak gar içindeki 4. yolun kenarındaki platformda oturup çay ve sigara eşliğinde koyu bir sohbete daldık. Eski günlerden şimdiki zaman geniş bir yelpazede bir saat konuştuk. Bu arada vagonlardaki iş bitmiş olduğundan bir DE11500 katarı alıp Halkapınar'a götürdü. Treni Bandırma'dan getiren 33000'lik de onların arkasından depoya gitti. Alsancak'ın o güzelim loş atmosferini hiç bir şeye değişmem. Demiryolları emekçilerinin oradan oraya koşuşturması, lokomotiflerin manevralarını izlemek öteden beri çok sevdiğim bir şeydir. Hele insanın yanında Sıtkı gibi bir arkadaşı olunca.

Alsancak Garındaki kemerler. Foto: Orhan Berent

3 Mayıs 2012 Perşembe

Emektar 9 Eylül

9 Eylül vapuru Karşıyaka İskelesi'ne yanaşmak üzere. Foto: Orhan Berent

Bugün sabahleyin işe gitmek için motorbota binerken emektar 9 Eylül de Karşıyaka-Konak seferinden dönüyordu. 1976 yapımı 9 Eylül hala seferde. İkizi Alaybey ise hala Bostanlı İskele'sinde bekliyor. Sökülecek mi yoksa arızalı parçaları yenilenip tekrar seferlere mi dönecek? Bunu zaman gösterecek. Bekleyip göreceğiz. Bizim motorbot Pasaport açıklarına yaklaşırken uzaktan Bergama'yı gördüm. O da 1951 yapımı olmasına rağmen hala seferde. Bunlar körfezin süsleri. Motorbotlar vapurların verdiği duyguyu vermiyor insana. Otobüsle Konak'tan geçerken Kordon, Bostanlı seferi için iskeleye yanaşmıştı. Eski adı Ambarlı olan Kordon tekrar Bostanlı seferlerine kaydırılmış. Hasköy ise onarımdan beri etrafta görünmüyor. Hasköy'ün 1999'dan beri adı Gölcük. Bir türlü alışamadım.


26 Nisan 2012 Perşembe

Spectre of the Gun (The Last Gunfight)

Yıllar önce televizyonda Uzay Yolu'nu seyrederken dizideki kahramanların kovboy devrine gittiğini görmüştüm. Zaten Kaptan Kirk ve arkadaşları işbu dizi bilim-kurgu olmasına rağmen ya zaman makinasıyla 1960'ların dünyasına, ya Fransa'nın 18. yüzyıldaki silahşör kavgalarına, ya Roma devrine veya 1920'lerin gangster dünyasına gidiyordu. Bölümler içinde benim en çok ilgimi bu tür serüvenler çekiyordu. Gelelim Melkot'lara...

Melkotların sözcüsü. Göz yuvalarında ufak ampuller var.

Bölümün orijinal adı  "Spectre of the Gun". Atılgan fezada ilerlerken hiç bilmedikleri bir bölgeye gelir ve bir müddet sonra şöyle bir ses işitirler. "Yabancılar Melkot uzayına girdiniz, siktirin gidin."  Fakat bizimkiler inatçı tabii, "Madem gelmişiz bir de gezegene inelim bari" derler, ışınlanırlar. İndikleri yer acaip bir yerdir. Sisler içinde köpek bağlasan durmaz izbe bir ortama girmişlerdir. (Kitapta bu mahzen olarak tasvir edilir. Bkz: James Blish) Bir süre sonra da acaip bir varlık belirir. Şöyle der: "Madem gitmediniz o zaman ölüm şeklinizi siz seçin."

Scotty, Chekov ve Dr. McCoy şaşkınlar.

Elemanlar şaşırır tabii. Böyle çok tehdit almışlardır, papuç bırakmazlar. Öcü görünümündeki yabancı varlık akabinde yok olur. Bunlar "ne oluyor, ne bitiyor" deyyu muhakeme yaparken ortalık kararır ve kendilerini bambaşka bir yerde bulurlar. Ekipte Kaptan Kirk'ten başka, Spock, Mccoy, Skati ve Çehov vardır. Hadi Kaptan ve Spock'ı, Doktor'u anlıyorum da geminin dümencisi Çehov ve makina dairesinden sorumlu Skati'nin orada ne işi olur aklım ermiyor. Dümenci dümende bekler, makina dairesinden sorumlu adam gemide kalır.

Star Trek müretabatı Melkot uzayında mahzur kalmış.

Belirdikleri yer 1850'lerde Amerika'da kovboy filmlerinden aşina olduğumuz bir kasabadır. Tabii bizimkiler vakayı hemen idrak edemezler. Üstelik bellerindeki haberleşme cihazları ve fazerler yok olmuş yerine colt tabancalar peydah olmuştur. Şaşkınlık içindedirler. (Aslında şaşkınlığın pek yeri olmamalı. Gayrı kabili mümkün vakalarla karşılaşmak bu dizide vakayı adiyeden sayılmalı. Fakat düşünüyorum da şaşkın olmaları gerek. Evet evet öyle olmalı. Evet.)

Kaptan Kirk altıpatların nasıl kullanılacağını öğretiyor.

Kirk hemen bir durum muhasebatı yapar. Daha önce kara delikler ve "Uzay Sapanı" marifetiyle zamanda seyahat etmişlerdir. "Acaba bu durum da ona benzer bir şey mi?" mealinde aralarında konuşurlar vaziyeti teati ederler.. Kirk, Spock ve diğerleri şimdi ellerindeki silaha merakla bakmakta ve onu incelemektedirler. (alttaki fotograf) Bir şeyler olacaktı ama ne? Melkot, "Ölüm şeklinizi kendiniz seçtiniz" demişti...

Bellerinde fazer yerine toplu tabancalar bulan ekip şaşırıyor.

Ne demişti onlara ucube Melkotlu? "Siz yabancısınız. Siz hastalıklısınız. Öldürücü organizmalarla tartışmayız. Onları yok ederiz. Hepsi bu kadar." Çevrelerine baktılar ve bir durum değerlendirmesi yaptılar. (Bu macerada vakayı muhakeme etmeleri ve durum teatisi ifa etmeleri nedense bana gayet normal geliyor) Ve Spock konuşur: "Kaptan, amaç bir suçun infazı olsa gerek." Makkoy cevabı yapıştırır:   "Neşelenmek istediğimiz zaman seni konuşturmamız yeterli"

Scotty, Bones ve Mister Çehov.

Bunlar orada kendi aralarında konuşurken adamın biri gelir ve bunları tanır. "Hay Allah!  İke! Frank", Billy, Tom!." Bu arada duvardaki bir gazeteyi gören Kirk'ün beyninde bir şimşek çakar. Ne yazıyordu gazetede. Tomston, Arizona, Ekim 26, 1881. Kendi milletinin tarihini çok iyi bilen Kirk, -ki zaten Amerikalının ne tarihi olacak taş çatlasa 200 yıl- vakayı kavrar ve haykırır. "Earp'ler!"

Mr. Spock izahatte buluyor, vaziyet kıymetlendirmesi yapıyor.

Bununla da kalmaz ve arkadaşlarına durumu şu sözlerle izah eder, mürettebatına hitap eder: "Durum şöyle. On dokuzuncu yüzyılın 'sonlarına doğru Arizona'da Tomston şehrini ele geçirmek isteyen iki parti vardı. Earp'ler şehir marşalıydı. Clanton'lar, bölge şerifi Billy Behan'ı tutuyordu. (Johnny olmalı) Ekim 26 tarihinde iki taraf çatışmak zorunda kaldılar." (Sanki Bedir muharebesi, herif her ayrıntısıyla biliyor)

Düelloda vurulan adamı Dr. Makkoy kontrol ediyor. "He's dead Jim."

Bu arada bir kavga sesi duyulur. Yakınlardaki bir saloondan bir adam fırlar. Peşinden bir diğeri. Silahlara sarılırlar. Mamafih silaha ilk sarılan adamın karşısındakinin hareketi yıldırım gibidir. Beriki daha silahını çıkarmadan o ateşlemiştir bile. Ateş eden adam salona geri döner. (meyhaneye yani) Makkoy adamı muayene eder ve vefat etmiş olduğunu söyler. Yapılacak fazla bir şey yoktur. Cümle ekip cenazeyi yolun üzerinde bırakıp kaptanlarıyla beraber saloona yönelirler ve kapıdan içeri girerler. (Devam Edecek)

24 Nisan 2012 Salı

14 Nisan 2012 Cumartesi

Otostopçu

Bu gece tesadüfen açtığım Flash Tv'de Otostopçu adlı bir televizyon filmine rastladım. Genç bir adam mezarlıkta oradan oraya koşturuyordu. Sonra Yolcu adlı zamanında son derece etkilendiğim başka bir televizyon filminde oynayan dazlak oyuncuyu gördüm. Otostop yapan genci arabasına almıştı. Bu arada fotoğraf makinamı çıkarıp kayıt yapmaya başladım. Konu ilginçti. Bir ara Dracula'dan falan söz ettiler. Kayıt yaparken kameranın vizörüne bir gölgenin düştüğünü fark ettim. TV'nin ekranında ise böyle bir görüntü mevcut değildi. Korktum ve kaydı kapatmak zorunda kaldım. Şimdi çektiğim fragmanı izlerken gölgeyi rahatlıkla görüyorum. Önce onun kendi gölgem olduğunu sandım ama gölgeyi inceleyince arkalıklı bir sandalyeye oturduğunu idrak ettim. Halbuki ben taburede oturuyordum. En iyisi her şeyi unutup uykuya dalmak. Ekte çektiğim görüntü var.

video
بازن جىددى بازن غىرى جيدي هر زمان موغلاك